|
SON DAKİKA
Yurttaşların cumhuriyeti
Bugün değişen Akdeniz bölgesinde ve Ortadoğu'da önümüze tarihi fırsatlar çıkıyor.
Bundan yararlanmak istiyoruz. Çatışan uluslararası aktörler arasında arabuluculuk yapmaya adayız. Ama kendi ülkemizdeki iç çatışmaları çözemiyoruz. Kendi iddiamızı zayıflatacak zafiyetlerimiz var. Geçen hafta İstanbul'da Çerkezler'in öncülük yaptığı bir toplantı yapıldı. Türkiye halklarının temsilcilerinden oluşan bir grup aydın, "ne yapmalıyız da aramızdaki anlaşmazlıkları çözmeliyiz, aramızı açan bu düzeni nasıl ıslah etmeliyiz" diye kafa yordu. Ama aslında hepimizi mağdur eden sisteme bir nevi ağıt yaktığımızın farkındaydık. Birkaç ay önce Köln kitap fuarına gitmiştim. Almanya'da yaşayan 3. kuşak Türkler'le tanıştım. İyi işlerde çalışıyorlardı ama kendilerini mutsuz ve güvensiz hissediyorlar. Çünkü başkasının ülkesinde yabancıydılar. Türkiye'den davet edilenler arasında Karin Karakaşlı da vardı. Karin, İstanbullu bir yazar ve şairdir. Ermeni'dir. Duyarlılığı, bilgisi ve yetenekleriyle bu ülkenin yüz akıdır. Konuştuk da, ne kadar çok yurttaşımız kendi ülkesinde yabancı hissediyordu veya hissettiriliyordu. Hem gurbette ve kendi ülkesinde yabancı olmak üzerine yüz yüze yapılmış görüşmelerden bir kitap hazırlasak ne kadar çok ortak nokta çıkar diye düşündük. Yabancılık tekil bir durum veya duygu değil, içinde bulunulan toplumun bize hissettirdiği şey de aynı zamanda. İstanbul'daki toplantıda da konu buydu. Galiba önce düzenin bize yabancılaşmasını önleyerek işe başlamak lazım. Birilerinin bizim için bir düzen kurmasına, bir kimlik biçmesine son vererek sağlığımıza kavuşmayı deneyebiliriz. İşte o zaman belki özümüze dönüp, yabancılaşma duygusundan kurtulabiliriz. Bunu ancak biz insanlar, yurttaşlar, halk toplulukları aracısız yapabiliriz. Bir zamanlar icat ettiğim bir slogan galiba bu sürece çok uygun: "Adlarımız farklı soyadımız Türkiye." Eğer arınma, normalleşme ve toplumsal bütünleşme bu felsefe üzerinden yürüyecekse, Türklük (Türkleştirme) projesi ciddi boyut değiştirmek zorunda. Şimdiye dek Türklük, egemenlik ve teklik üzerine kuruluydu. Bundan böyle (eğer "yurtta sulh" isteniyorsa) biz Türkler, yurttaş kümelerinden biri olmayı kabul etmek durumundayız. Biz buna razı mıyız? Olabilecek miyiz? Dikkat ettim toplantıda, hiçbir azınlığın temsilcisi, yurttaşlık hakları ve uygar bir ülkede var olan özgürlükler dışında bir istek ileri sürmüyordu. Yani istekleri, siyasal veya egemenlik talebine ilişkin değil; entegrasyonun gerektirdiği eşit haklar talebini aşmıyordu. Ama siyasal olan "Türklük projesi", bunu şimdiye dek tehlikeli, bölücü olarak görmüş ve engellemiş. Tüm yurttaşlara karşı sadece Türk'ün egemenliğini, "ulusal egemenlik" olarak sunmuş ve çoğunluğu buna inandırmış. Şimdi, normalleşme ve demokratikleşme adına Türklüğü, bir siyasal olgu olmaktan çıkarıp bir kültürel-etnik olgu olmaya dönüştürebilecek miyiz? Bunu yapabilirsek, biz Türkler'in, bu ortak vatanda diğer kültürel ve etnik gruplarla eşit statüde bir arada yaşaması mümkün olabilir. "Türkiyelilik" ortak bilinci ve kabulü, Türk'ün, diğer yurttaşlarıyla eşit ve gönüllü birlikteliğini sağlayabilir. Bu birliktelikten, etnik veya dinsel grupların değil, yurttaşların ulusunu inşa etmek mümkün olabilir. Bir grubun egemenliğini, demokratik olma iddiasındaki bir yönetimin diğer yurttaş kümelerine zorla kabul ettirmesi artık kolay değil. Bu gerçeği inkâr etmek ülkeye çok zaman ve enerji kaybettirdi. Daha da kaybettirebilir. Yükleniyor...
YAZARLAR
Tümü
SON DAKİKA
ÖZEL HABER
ÖZEL HABER
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
SÜPER LİG
|
|